Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde, hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?
Bu pazar Babalar Günü. Ve çoğumuz için bu gün, heyecandan çok bir gerginlik ve görev hissiyle geliyor. Muhtemelen özensiz ve biraz da son dakikada alınmış bir hediye paketi, birçok evde kahvaltı sonrası bir anda ortaya çıkacak. İçinde ne olduğu aşağı yukarı belli: Bir gömlek, belki parfüm, belki de tıraş makinesi.
Duygularını ifade etmekte hiç pratik olmayan birinin, kalın bir resmiyet zırhına sarıp söylediği "teşekkür ederim" ile karşılanacak. Ve o anda üzerimizdeki gerginlik, bir görevi tamamlamanın rahatlamasına dönüşecek. Aslında yıllardır aynı evde yaşamamıza rağmen hakkında çok az şey bildiğimiz biriyle küçük bir ritüeli tamamlayıp herkes güvenli alanına dönecek.
Babalar Günü'nün bir pazarlama aracı olarak doğduğu ilk günden beri ki bu da Amerika’dan çıktı, Türkiye'deki neredeyse her evde sahnelenen bir an bu. Bu rutinin bir tarafında, reklamlarda hâlâ gördüğümüz o tanıdık figür var: sessiz, fedakar, yorgun, mesafeli baba. Çocuklarının bile hakkında çok az şey bildiği, telefonla sadece en fazla 30 saniye konuşulan, korkuları, endişeleri, hobileri, pişmanlıkları hakkında çok da bir şey bilmediğimiz adam.
Anahtarı cebinde olmasına rağmen kapıyı çalan, "sizi seviyorum"u bir poşet mandalinayı masaya bırakarak söyleyen baba. Eli ayağına dolaşan ama her şeyi sevgiyle yapan Şevket'ler; otoritesi ve korumacılığıyla aslında her şeyi daha da karıştıran Ali Rıza Bey'ler.
Diğer tarafta ise, bu babaların büyüttüğü çocuklar var. Artık onlar ebeveynler ve bambaşka bir model deniyorlar: Çocuklarıyla arkadaş olan, onları büyütmek yerine "yetiştiren", her adımı not edilen, hands-on babalar. Çocuklarının her anını gören, onlarla “kaliteli zaman” geçiren, soran, dinleyen, anlamaya çalışan babalar, anneler.
Yani çoğunlukla siz, biz. Kendi babalarıyla tam anlamıyla bir ilişki kuramamış, o gerginliği, stresi yaşayan, ilişkileri çoğunlukla sınırlı kalmış ve kendi çocukları üzerinden bu açığı kapatmayı kendine görev edinmiş anne ve babaların, kendi babalarıyla olan ilişkilerini tazeleyecek fırsatlar Babalar Günü için tüketici ile bağ kurmak için bir fırsat olabilir. Onları kaybettikten sonra anlam kazanan eşyalar yerine, onlar hayattayken kurulacak yeni bağlar bir iletişim fırsatı olarak bizi bekliyor.
Bu Babalar Günü’nü kaçırdınız belki ama bir sonraki için Bite’tan bazı rakamlar:
Yetişkin çocuklarından duygusal destek almadığını ifade eden babaların oranı %62.
Yetişkin çocuklar annelerine oranla babalarından 4 kat daha fazla kopuyor.
Annesiyle ilişkisini sürdürmeyenlerin oranı %6, babalarıyla ilişki içinde olmayanlar ise %26.
"İyi bir babaya sahiptim" diyenlerin oranı dünya genelinde %58.
Başarılı iş adamların pişmanlıklarının ilk sırasında %87 ile çocuklarıyla yeterli zaman geçirmemek var. Çocuklarda ise en büyük beklenti daha fazla zamandan değil, daha az stresli ebeveyn.
Diğer yandan yeni nesil babaların %53’ü, sosyal medyanın ebeveynlik baskısı yarattığını söylüyor.
Kadın yetişkin çocukların haftada bir kez annelerini arama oranı %73, babada bu oran %40. Almanya’da %24. Bu verinin eşit olduğu tek ülke %70 ile İtalya.
Dünya’da Babalar Günü
Her kültür kendi "baba"sını kendi ihtiyacına göre icat etmiş. Hangisinin ne kadar gerçek olduğu ise tartışmalı.
Kore: Ayrı bir Babalar Günü yok. Anne ve baba aynı günde, 8 Mayıs "Ebeveynler Günü"nde kutlanıyor. Çocuklar ailelerine mektup yazıyor, bir araya geliniyor.
İtalya: Babalar Günü Haziran'da değil, Mart'ta — St. Giuseppe, yani Aziz Yusuf günü. Dini kökenli, sabit tarihli, oruç dönemine denk geldiği için birlikte tatlılar yenilerek kutlanıyor. 1977'ye kadar resmi tatildi, ekonomik gerekçeyle kaldırıldı. Ve İtalyan babalar çocuklarıyla günlük iletişimde dünyada zirveye yakın — bu tesadüf değil.
Almanya: Vatertag, aileyle değil erkek arkadaşlarla geçirilen bir gün. Dini bir bayrama (İsa'nın Göğe Yükselişi) denk geliyor, geleneksel olarak kırda yürüyüş, at arabası ve biralarla kutlanıyor. Bir anlamda "babalıktan bir günlük kaçış". Alman babaların çocuklarıyla günlük iletişim oranı %24 ile Batı Avrupa'nın en düşüklerinden.
İletişim Fırsatı
Açıkçası hiçbir baba bir tıraş makinesini ya da "2 al 1 öde" gömlek setini önemsemiyor. 30 yıldır nasıl tıraş olacağını çözememiş bir babamız olsun da istemiyoruz zaten, bu hediyeler gerçek bir ilgiden değil, bir kalıbın tekrarından doğuyor.Asıl fırsat, tam da o "evdeki yabancı" ile kurulacak yeni bağda. Babaların korkularını, tutkularını, bugün ne düşündüğünü, neden endişelendiğini görmek. — bunu bir kerelik bir jest değil, sürekli bir merak haline getirmek. Markalar burada çok özel bir rol oynayabilir: "hediye al" demek yerine, "babanı tanı" demek. Sormadığımız sorular, ilk kez birlikte yapılacak aktiviteler, onları gerçekten tanıyabileceğimiz her şey “iyi bir iletişim” fırsatı.Neler Yapmışlar?
Biraz da Nostalji: Eski Babalar
Şevket (Süper Baba): Bek yokum, siz varsınız
Ali Rıza Bey (Yaprak Dökümü): İyi niyetli, yıkıcı
Nusret Baba (Ekmek Teknesi): Kusurlu ama gerçek
Halil (Üvey Baba): Gaddar, bencil, korumacı
Okunası Baba Kitapları
Abdulrazak Gürnah – Sessizliğe Hayranlık
Georgi Gospadinov – Bahçıvan ve Ölüm
Obama: Babamdan – Hayaller
Paul Auster – Yalnızlığın Kitabı